“Çile hep çile” – Βασανάκι βασανάκι

1971 yılından, söz ve müziği Stavros  Kuyumcis’e ait bir Yorgos Dalaras şarkısı.

sözleri şöyledir:

kes fesleğenden ey ev sahibem
ve kur masayı gramafonu da çalıştır
ki eskilerden bir şeyler çalsın

çile hep çile
hayat bizi yaşlandırdı
ve mutluluk önümüzden
hızlıca geçip gitti

kır kafesi ey ev sahibem
bülbül uçup gitsin
hapishane bir yük
bırak da ipekten olsun

çile hep çile
hayat bizi yaşlandırdı
ve mutluluk önümüzden
hızlıca geçip gitti

“(Ne) güzeldin sen” – ΚΙ ΗΣΟΥΝ ΩΡΑΙΑ

Sözleri Akos Daskalopoulos’a, müziği Stavros Kuyumcis’e ait 1971 tarihli bir Yannis Kalacis şarkısı.

Şöyle der Yannis usta:

seni kucağıma aldığım
o ilk gece hatırlıyorum
tatlı bir 1 mayıs günüydü
gülünce ne güzeldin sen
leylaklar gibi harika bir kokun vardı
başka bir gece o sıcak kumsalda bana,
beni kalbimden vuran sözcükler söyledin
şimdi bu 1 mayıs da geçti
yeni rüyalar seni uzaklara aldı götürdü

 

“Ceketim sırılsıklam olsa da” – ΤΟ ΣΑΚΑΚΙ ΜΟΥ ΚΙ ΑΝ ΣΤΑΖΕΙ

Sözleri Akos Daskalopoulos’a, müziği Stavros Kuyumcis’e ait 1970 tarihinden bir Yorgos Dalaras şarkısı.

https://www.youtube.com/watch?v=pltk0TlN2nQ

Sözleri şöyledir:

yolda yağmura yakalandım
ama durdurmadı beni bu
bir kuş gibi geldim
kucağında ısındım

ayaz yemiş olsam da
ceketim sırılsıklam da olsa
sana diyorum ki hiç önemli değil
biriz ve birlikteyiz.

bak camdan yağan yağmura
küçük avlunda sardunyaya
birşeyler olmuş,
içeriye al ıslanmasın

ayaz yemiş olsam da
ceketim sırılsıklam da olsa
sana diyorum ki hiç önemli değil
biriz ve birlikteyiz

Deniz

didim

Denizin küstüğü sahil. Deniz bize küsmüş çünkü biz onu sevmiyoruz, ondan yararlanmak tek çabamız. Dalgalarına bıraktığımız çöplerimiz bunun kanıtı. İzin vermiyoruz herkesin denizi görmesine, hapsettik onu bütün güzelliğiyle çöp-müzikle çevirdik sahillerini. Dalga seslerinden utanır olduk. Son ses açtığımız ne dediği anlaşılmayan çöp-müzikle doldurduk karnını. Küstü bize. Kumunun içinden binbir çeşit taş bulur sevinirdik, deniz kabuklarını evimizin pencere kenarına dizerdik. Şimdi kumunu da alıyoruz içinden, balıklarını da, karnını boşaltıyoruz. Deniz bizi sevmiyor, küsmüş bize. Zihnimizdeki hayaline bakıp mutlu oluyoruz ama gözlerimizin içine bakıyor bırakın da eski halime döneyim diyor. Hayır, sen bize lazımsın diyoruz. Deniz bize küsmüş, konuşmuyor. Gece şarkılarını mırıldanıyor yine ama duymuyoruz. Kendi kendimizle kavga ediyoruz, annemizle kavga ediyoruz. Ama denizi duymuyoruz, dinlemiyoruz. Deniz bize küsmüş. Güzel deniz.

Fotoğraf.

Yaklaşık 2 -3 sene önceye kadar ben de “Gitmek istiyorum buradan”dediğimi hatırlıyorum ama şimdi artık burayla ailem dışında hiçbir bağım kalmamış olmasına rağmen, “Gitmek istiyor muyum gerçekten de?” diye soruyorum.

Monster’ı seyrederken ve karakterler ile şehirden şehire, ülkeden ülkeye dolaşırken aklıma yeniden gelen birşey bu.

Yurt dışına gezmek için giden arkadaşlarım çok mutlu şekilde, oranın ünlü yapılarının önünde çekildikleri fotoğraflar ile dönüyorlar. Bir gün düşündüm de, o binanın önünde fotoğraf çekilen on binlerce insandan biri olmak beni mutlu edecek mi?

Aynı şey çok önemli bir gösteride, etkinlilte fotoğraf çekilme ile de alakalı. Ağustos ayında katıldığım konferansta Letonyalı hocalardan biri “Konferans afişinin önünde resmimizi çeker misin? Okulumuza kanıt sunmamız gerek de burada sunum yaptığımıza dair” dedi. Çok meşhur bir şarkıcının konserinde veya çok pahallı bir tiyatro gösterisinde fotoğraf çekilmek gibi bu da. Orada olduğunu kanıtlama isteği. Selfie denilen şeyin bir Oscar töreninde doğ(urul)ması.

Gitmek ve gittiğini kanıtlamak. İnsan ister istemez bir parça anı çalmak istiyor bugünden yarına ama maalesef zaman inatla durmuyor. Yol kenarında inatla büyüyen otlar gibi, vücudumuzda sabırla çıkmaya devam eden tüyler gibi. Doğa bizi bırakmıyor ki gidelim, nasıl gidebiliriz sadece ruhumuzu alıp? Öldüğümüz zaman da gidemeyeceğimizi biliyoruz. (Vücudun doğaya bırakılacak ki binbir çeşit böcek sarsın etrafını. Ruhun kim bilir nerede, bilinmez.) Bir kafesin içinde doğanın dediklerini yapıyor, kurallara uyarsak ödüllendirileceğimizi düşünüyoruz.

Fotoğraf çekilmediğin zaman hiç yaşamamış oluyorsun o anı. Zihnine bırakıyorsun, anılar olarak yarı hayal yarı gerçek, bazıları unutulmuş şekilde geçmişte bir yerlere koysun o anları. Bir keresinde Waiting for Godot oyununa gtmiştim, fuarda. Kitabı çok sevmeme rağmen oyuna dair pek birşey hatırlamıyorum nedense. Üzülüyorum bazen hatırlamadığım şeyler için. Ama o anı videoya çekseydim, o zaman da oyunu izleyemeyecektim. Görmek mi kaydetmek mi, birinden birini seçmem gerek ise, ben görmeyi seçiyorum.

Bir fotoğraf çekildik kardeşim, eşi ve ben. Bir mekânda. Bir düğünde. Sonra, çok sonra, düğünün videosunu izlerken, o fotoğrafın çekildiği anı gördük. Sanki yaşadığın hayatı ikinci bir gözün kaydettiğini üçüncü bir gözden görmek gibi. Back to the future filminin, Inception‘ın temelini attığını düşünmek gibi. Uçurtmayı vurmasınlar‘ın bir sahnesinde, “Git bak bakalım nereye gidip kiminle konuşacak” diye mahkumun arkasından gönderilen gardiyanı takip etmek üzere müdürün bir başka gardiyan görevlendirmesi gibi. İzlenmek, kontrol altında olmak.

İzmir – Şehrim, Anılarım, Tarihim. Herşeye rağmen, hep en sevdiğim.

İZMİR

SMYRNH

İzmir’e ilişkin Hristos Solomonidis’in kitabı hålå beni bekliyor, bir yaz günü başlıyayım çevirmeye, zaman akıp gitsin. Saatler, günler boyunca kitabın salondaki masanın üzerinde açık durması. Sessizlik.
Şimdi bu pdf dosyasını okudukça, Solomonidis’in çevirdiğim sözcükleri geliyor aklıma. Sporting Club geliyor, hayal bile edemeyeceğim bir ihtişam. Pasaportta denizin kıyısında bitmek bilmez bir hareket, deve kervanları ile taşınan mallar. Ticaretin yolu üstünde olmak. İzmir’de olmak.
O zamanki şehrin sahip oldukları bugün yok. Mesela, Alsancak’ta Fasoula meydanı. Fasoula’nın, ismini Alsancak’ta bir zamanlar bulunan fasülye bahçelerinden aldığı söylenir (S. Solomonidis’e göre). Fasoula’da karakolun da olduğu bir meydan bulunmaktaydı. O zaman da bugün olduğu gibi önemli esnafın (fıçıcıların) bulunduğu bir yerdi. 1875’e kadar Fasoula’da İzmir Tiyatrosu vardı, 1875’te yandı.
Bunları okudukça insan kırık bir geçmişe gidiyor, bir tiyatro hayal ediyorsun ama aslında yok. Hanlar, dükkânlar hayal ediyorsun, sesler, kokular. Ama aslında yok.
Herşey bitmiş, geçmişte kalmış. Tarihe gömülmüş, unutulmuş gitmiş.
Okumak, Yunanca okuyabilmek, bir ucundan yakalamak suya batan güzel elbiseyi, ıslak da olsa, bozulsa da, hissetmek.
Bambaşka bir duygu bu. Solomonidis okunmalı. Bir yaz günü, salondaki masanın üzerine açılmış bir kitaptan, yanında da bir bardak çay varken. Sözlüklerin, özellikle de Babinyotis’in koruyuculuğunda.

 

Владимир Ивашов – “Русское поле”

Fasl-ı Muhabbet.

Öyle dudak büküp hor gözle bakma
Bırak küçük dağlar yerinde dursun
Çoktan unuturdum ben seni, çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Güzelsen güzelsin, yok mu benzerin
Goncadır ilk hali bütün güllerin
Aklımda kalmazdı yüzün, ellerin
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Bir gülüşün var ki, kaş çatar gibi
En sıcak sözlerin azarlar gibi
Hiç bağlanır mıydım çocuklar gibi
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Sonunda tuz bastım gönül yarama
Nice dağlar koydun, nice, arama
Seni terkedip de gitmek var ama
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

fasl-ı muhabbet

Özellikle ilk 3 CD’sini çok beğendiğim, 4 CD’den oluşan fasıl albümüdür kendileri.

Zamanı alır sürükler arkasından, Pazar akşamını güzelleştirir. Tavsiye ederim.

“I got a name”

Belki milyonlarca insan Amerika’yı hiç görmedi ve hayatları boyunca hiç görme şansı olmayacak ama bu şarkıyı dinlediğinde, Türkiye’de orta yaş üzerindeki pek çok insan CHEERS’i, THE JEFFERSONS’ı, DALLAS’ı izlediği 80’lere geri dönerek televizyonun bir aptal kutusu değil büyülü makine olarak kendisine sunduğu yeni dünyayı yadedecektir anılarında. Biraz da kendi çocukluğunu veya gençliğini.

“Love is blindness”

 

 

Love is blindness
I don’t want to see
Won’t you wrap the night
Around me
Oh my heart
Love is blindness

In a parked car
In a crowded street
You see your love
Made complete
Thread is ripping
The knot is slipping
Love is blindness

Love is clockworks
And cold steel
Fingers too numb to feel
Squeeze the handle
Blow out the candle
Love is blindness

Love is blindness
I don’t want to see
Won’t you wrap the night
Around me
Oh my love
Blindness

A little death
Without mourning
No call
And no warning
Baby…a dangerous idea
That almost makes sense

Love is drowning
In a deep well
All the secrets
And no one to tell
Take the money
Honey
Blindness

Love is blindness
I don’t want to see
Won’t you wrap the night
Around me
Oh my love
Blindness

ΕΛΑ ΚΑΙ ΚΟΨΕ ΜΕ ΣΤΑ ΔΥΟ

rüzgâr esiyor yırtıcı bir rüzgâr
ellerim hasretin ceplerinde derinlerde
sensiz artık üşüyorum
ayrılığın işaretleri bunlar

gel beni ikiye böl
bir bakışınla kanlı bir bıçak gibi
seni iki kat seveyim
ve iki yaşam boyunca seni bekleyeyim

yağmurun altında, buruşmuş bir kağıda
yazdığımız sözler şimdi siliniyor
iki yaşam boyunca bekleyeceğim
yeniden beyaz bir sayfaya yazalım diye.

Δεν με πονάς δεν μ’ αγαπάς

sözleri panos gavalas’a, müziği stelios korsavidis’e ait 1967 tarihli eğlenceli görünümlü efkarlı şarkı.

seslendirenler pek çoktur, bazıları şöyledir:

panos gavalas

fleri dadonaki

petros anağnostakis

– dimitris mitropanos & rita sakellariu

tolis voskopoulos

– dukissa,

– giannis kotsiras

yorgos dalaras

sözleri şöyledir:

m’ehis potisi farmaki pikro
pikro poli pikro
pu an itan allos tha s’ihe misisi
ma ego s’agapo s’agapo

de me ponas yiafto me vasanizis
de m’agapas alithina
me tirannas ke tin kardia mu skizis
de m’agapas de m’agapas

mu ‘his psimeno to psari sta hili
kero poli kero
ksero ti thelis ma ti na su kano
afu s’agapo s’agapo

de me ponas …

m’ ehis pligosi ke mes stin kardia mu
pono poli pono
prepi na figo ma meno konda su
yati s’agapo s’agapo

de me ponas …

sözlerinin Türkçe anlamı ise şöyledir:

bana kadehte acı bir zehir sundun
acı çok acı
eğer başkası olsaydı senden nefret ederdi
ama ben seni seviyorum seviyorum

bana acımıyorsun bu yüzden beni üzüyorsun
beni gerçekten sevmiyorsun
bana eziyet ediyorsun ve kalbimi yırtıp atıyorsun
beni sevmiyorsun sevmiyorsun

bana dünyayı zehir ettin
uzun zamandır çok uzun zamandır
biliyorum ne istediğini ama ne yapayım ki sana
hala seni seviyorken seviyorken

bana acımıyorsun …

kalbimi en derinden yaraladın
acı çekiyorum çok acı çekiyorum
gitmem gerek ama yanından ayrılamıyorum
çünkü seni seviyorum seviyorum

bana acımıyorsun …