Οι φίλοι (Arkadaşlar)

Haris Aleksiu’nun 1995 taihli “Odos Nefelis 88” albümünden, sözü ve müziği kendisine ait bir şarkı.

Sözlerinden bir parça şöyledir:

Τους φίλους τους διαλέγουμε
γι’ αυτό δεν τους παιδεύουμε
τα μυστικά μας λέμε
κι εμείς ερωτευτήκαμε
αλλά δε τρελαθήκαμε
τους φίλους δεν τους καίμε

Μίλα μας, μίλα μας γιατί μας αγαπάς
τι κρύβεσαι από μας κι απ’ τη σκιά σου
δύο φιλαράκια έκανες και θέλεις να τα φας
για πρόσεξε μην έρθει κι η σειρά σου

Bir anda fark ettim ki eğer bu korkunun büyümesine izin verirsem büyüyecek. Eğer ben izin verirsem beni yok edecek, geçmişteki herşeyi kapkara ağır bir zift gibi kaplayacak, sonra da silecek.

Böyle olmasını mı istiyorsun? Hayır, unutmak istemiyorum.

Yaz o zaman. Daha çok yaz. Yaz.

Eğer ki inanıyorsanız, Tanrı zaman(da)dır bence. Zaman olmasaydı nasıl varolabilirdi ki hayat? Zaman olmasaydı ne olurdu? Elimi boynuma koyduğumda hissettiğim hareket ve hızla ilerleyen otobüsün camından geride kalan ağaçlar, gökyüzü. Günlerce su vermediğim halde büyüyen bitkiler. Zamandır Tanrının bizim için inşa ettiği asıl küre.

Gelecekte olan/olacak şeyleri bilmediğimize emin misin? Bugün düşündüm de, değilim sanırım. Aslında her hareket, her söz geleceği inşa ediyor. “Aslında şöyledir, siz bilmezsiniz” der kutsal kitap. 10 yaşımdan önce bir zamanda, yaptığım büyük bir kötülüğü hatırlıyorum ve şimdi o çocuğun sebep olduğu gibi bir kötülüğün bana da yapılabileceğini düşünüyorum. Benim kötü davrandığım yaşlı insan ile ilgili anneannemin de zihninde düşünceler vardı. Anneannem de aynı şeyi düşünüyordu ve rüyasında görmüştü. “Sen Alişan’a iyi bakmadın.” demişlerdi ona. Bu, geri gelen bir ok. Yaydan çıkıp zamanı katettikten sonra geri gelen.

Zamanı biz işliyoruz, içini dolduruyoruz ama zamandan çıkış mümkün değil bizim için hâlâ.

“Arkadaşları biz seçeriz, bu sebepten onları eğitmeye kalkışmayız, sırlarımızı anlatırız, biz de aşık oluruz, ama çılgına dönmeyiz, arkadaşlarımızı yakmayız.” diyor Harula.

Arkadaşlar eğitilmez ama arkadaşlar Yunan heykelleri gibi yan yana durduğumuz müze salonunda, yan yana duruşumuzun farkındadırlar. Ben arkadaş kavramını hiçbir zaman salt an’ın içine sıkıştırmadım. İğne deliği kadar ufak bir andan geçmek isteyen şa(p)kacılar oldu tabii ama n’aapalım iğne deliği bazen benim de kullandığım bir kaçış noktası. Alice’in önünde açılan minicik kapıyı hatırla. İşte o, bir “an”. 

Harula başka manada söylüyor biliyorum ama arkadaşlar eğitilir bir başka açıdan bakınca. Arkadaşlar, Yunan heykelleri gibi o güzel Prado salonunda dururlar/duruyorlar. Estragon ile Vladimir gibi, Rosencrantz  ve Guildenstern gibi. 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.