love to scandalise the art world.

Georg Baselitz, “Model for a Sculpture”, 1979-80

(washingtonspeaks)

°

At the Venice Biennale of 1980, the artists representing Germany were Anselm Kiefer and Georg Baselitz. The latter, having made his reputation as a painter, decided to exhibit some sculpture. At the private view, the first visitor to come through the door was Joseph Beuys, the most celebrated living German artist, accompanied by an admiring student.

What, the student asked, did Beuys think of this rough-hewn figure? “Terrible,” replied the great man, “not even first-term student’s work.”

Baselitz, who is telling me this story, roars with laughter at Beuys’s verdict. But – and here’s his point – he didn’t want to make pleasing sculpture. “So I made unpleasant sculptures – and now they aren’t unpleasant any more. That’s the way it goes.”

The little incident is a metaphor for Baselitz’s career as a whole. He began by being wild, provocative, even deliberately uncouth, and ended up as one of the grand old men of art: accepted, and established (though he dislikes that second word with its implication of “tame”).

(telegraph)

°

°°

“GEORG BASELITZ, A Focus on the 1980s”

In 2018, as Georg Baselitz celebrates his 80th birthday, Galerie Thaddaeus Ropac London presents the first exhibition to focus solely on his work from the 1980s – the decade that saw the artist propelled to international fame, garner widespread critical acclaim and, at times, scandalise the art world. Through paintings, sculptures and works on paper, Georg Baselitz: A Focus on the 1980s will trace the artist’s shift towards a freer, more expressionist application of paint and use of colour, resulting in works of astonishing vigour and formal power.

The exhibition presents seminal works from each of the series Baselitz developed during this decade – his Strandbilder [Beach Pictures], Orangenesser [Orange Eaters] and Trinker [Drinkers] – including works that have toured internationally but are yet to be exhibited in the UK, and those that will be shown for the first time since created in the 1980s. The survey of this pivotal decade provides a focus on both the breakthroughs of Baselitz’s painterly techniques and the sources from which his later series of works stem. His works on paper included in the exhibition – portrait heads that evoke religious icons, drawings for the Strandbilder [Beach Pictures] and untitled figure sketches – represent a parallel strand to his paintings, demonstrating the development of his personal iconography across media. In contrast to his painting technique of layering wet pigments on the canvas, the decisive graphic lines and strong contours of Baselitz’s drawings share a close affinity with his sculptures. Both show direct traces of the artist’s hand, whether as strokes of graphite and ink on paper or the marks of chisel, axe and chainsaw used to carve his sculptures from a single block of wood. The sculptural works in the exhibition include some of Baselitz’s earliest wood carvings, such as a totemic standing form that prefigures his more recent self-portraits.

ca.dem.i.a

Yabancı bir dergide yayınlanan makalene bakıyorum şimdi. Derste anlatmam gereken bir konuda İngilizce makale ararken Google karşıma çıkardı kendisini. Küçük bir İngilizce özetin dışında Türkçe bir makale bu bütünüyle.

Aslında bu yabancı bir dergi değil, sadece Türklerin çoğunlukta (%98) olduğu bir hakem grubuna sahip yabancı görünümlü Türk bir dergi.

Aslında bu bir makale de değil, bir araştırma yapmış gözüküyorsun ama sadece 1 tane tablo koyarak varolmayan bir hipotez ile birşeyler karalamaya çalışmışsın iki üç sayfa içinde.

Çok büyük harflerle, iddialı bir isme sahip bir yazı bu ancak içinden anlamsız bir araştırma denemesinden başka birşey çıkmıyor.

Görünürde yabancı bir dergide yayınlanmış bir makale bu ama aslında bu sadece görüntü.

Bu yazını görünce, inanır mısın, midem bulandı.

Yıllar önce şöyle dediğini hatırlıyorum, elimde o kadar çok konu var ki her birini yazmaya kalksam 20 makale eder.

Yalanlarından biriydi bu da. Beni çok yoran yalanların.

Baktım yazdığın yazıya.

Benim için bir rakipsin onlara göre. Kendine göre de, bir rakipsin.

Ama ben şimdi kendi yazdıklarımı düşünüyorum, özellikle de son zamanlardakileri. Bu kadar büyük bir kötülük yapmadım kendime.

Kendi derini kesmek gibi birşey bu, kendi canını acıtmak.

Yazdıklarım, benden sonra kalacak. Tamam hep iyi değildi, hatalarım oldu, gördüm, farkettim ve düzelttim hatalarımı zamanla. Hep kendim oldum, hatayı da kendim yaptım çünkü doğruyu bilen ve yanımda olanlar, senin ustaların, gördükleri halde söylemediler hatalarımı. Zevk aldılar bundan. Nasıl bir karanlıktı, o insanların içindeki, senin de içindeki. Kapkaranlık içleriniz hırsla, açgözlülükle dolu, kötülük yapabilme gücüyle doldurmuşsunuz içinizi.

İyi veya kötü her yazımın içinden birşey çıkartabilir bilgiye ihtiyacı olan. Ama onları olması gereken yerlerde yayınlatmak istedim hep, hâlâ da aynı isteğe sahibim. Çöp dergilere vermeyeceğim yazılarımı, çöp yayınevlerine direneceğim. Kendim basacağım gerekirse. Tabii kendim basmak bana “puan” getirmeyecek ama puanın canı da cehenneme. Geçmişte severek yazdığım yazıları o puanlama sistemine kurban ediyorum şimdi. Önceden önemli olanın, değerinin aslında olmadığına karar veriliyor hızla.

Senin yazdığın şu “artık”ı görüp midem bulandıktan sonra, o gülümseyen fotoğrafınla sayfanda, suratına bakarken, bir kez daha emin oldum. Çöplükte değer kazanacağıma, kendimi harcarım daha iyi.

.

Neden?

Bana “Neden?” diye soruyorsun.
Cevaplıyorum sorunu cevap olmayan kelimelerle.
Sence bu bir neden mi?
Bu kadar basit mi bu soruyu cevaplamak?

Gerçeği görmüyorsun veya görmek istemiyorsun.
Sonraki an geçiyor ve bir diğeri geliyor hemen.
Hemen, herşey zamanın içinde eriyip gidiyor.

Sormuyorsun.
İki elimin arasına alıyorum zamanın bu ağır tabakasını ve ortadan kırıyorum.
Ellerim acıyor ama kırılıyor, kırıyorum.
Sormuyorsun.

Zeki Demirkubuz
“Kader”

Ναρκισσος. Narcissus. Nergis. Daffodil.

The exact origin of the name Narcissus is unknown, but it is often linked to a Greek word for intoxicated (narcotic) and the myth of the youth of that name who fell in love with his own reflection. The English word “daffodil” appears to be derived from “asphodel”, with which it was commonly compared.

(wikipedia)

… “Daffodil”, for instance, is thought to come from the Asphodel flower, a plant that was commonly planted near graves in Ancient Greece. The Asphodel Meadows, one section of the Underworld in Greek mythology, was thought to be an endless plain of these flowers. This was the section where the dead who had led unremarkable lives spent Eternity. The “D” in “Daffodil” most likely came from the Dutch article “de,” which would have been placed before the name (“De Asphodel,” more commonly pronounced “De Affodil”). …

waysidegardenvoices

Fikret Kızılok, “Sevda Çiçeği”

Saban Saulic, “Uvenu cé narcis beli” (1976)

I wished to see you last night
I couldn’t hide my longing
I thought that you would be alone
I wanted to gift you with flowers

Ref.
The white narcissus will wilt
That I wanted to give you
On the table next to your picture
I will water him with my tears

I met you when you were hugging someone else
I did not know I was sharing you with someone
But from pain, out of my shaking hand
The white narcissus fell on the middle of the road

I looked as you were leaving
And swore that you be happy
With the hands that hid my longing
I picked up that bouquet of flowers

(lyricstranslate)

“Narcisse et Écho”

Animation : Pauline Nicoli
Musique : Iënad Friedman et Laëtitia Reibaud
Chant : Laëtitia Reibaud

the-daffodils-1694

Shitao, “The Daffodils”, 1694.

°
فيروز موشح جادك الغيث سينما الاندلس الكويت “١٩٦٦
Fairuz, “Endülüs’ün Cömert Yağmurları”, 1966.

(lyricstranslate)

Adsız

Anthony Crammen, “Daffodil Brain

Narcissus – Echo (1971)
Peter Foldes, Bernard Parmegiani, Computer Image Corporation

Narcissus-Garden-e1468228481553

Yayoi Kusama, “Narcissus Garden”

Michael Powell, Emeric Pressburger, “Black Narcissus“, 1947

The Film Experience

Adsız2

Mikél, “Narcissus”

Narciss by Waltz Binaire

Med Treasures 029

Stained glass panel from Narcissus Quagliata.

Solander, “Narcissus

Cortez The Killer

Neil Young – “Cortez The Killer”

Jim Jarmusch, Bradford Cox and No Age’s Randy Randall

Film director Jim Jarmusch, Deerhunter’s Bradford Cox and No Age’s Randy Randall perform a Neil Young cover for our security cameras live at ATP NY 2009. Produced and Directed by RJ Bentler
Engineered & Mixed by: Shane Stoneback
Director of Photography: Will Colby
Editors: Will Colby & RJ Bentler
Associate Producer: Eavvon O’Neal

Grace Potter, Joe Satriani, Steve Kimock, Reed Mathis, Willy Waldman and Stephen Perkins cover Cortez the Killer at the Jammy’s.

Built To Spill