call for papers

*Reading #Instapoetry*

University of Glasgow, May 27th, 2020

Deadline for submissions: January 30th, 2020.

Conference organisers: JuEunhae Knox (University of Glasgow) and James Mackay (European University Cyprus)

One of the unexpected side effects of the digital age has been the
revival of poetry as a popular art form. Rupi Kaur’s collection Milk and Honey has become an astonishing worldwide publishing phenomenon, but she is only the most high profile example of a new wave of poets who have bypassed the traditional routes to success. These poets create poetry that is generally short and places heavy emphasis on inspirational messages, and then use various social media platforms, most notably Instagram, to share their work directly with a reading public. Audiences that have traditionally been resistant to literary work have flocked to these writers, and in a few short years this movement – if indeed it should be classified as a movement – has become enormously popular. At the same time, the poetry world has seen something of a backlash against these writers, most notably exemplified by Rebecca Watt’s essay “The Cult of the Noble Amateur” (PN Review, 2018).

Instapoetry has also been largely snubbed by academia for several reasons, not least that much of the poetry itself is resistant to formal analysis on account of its simplicity of message and lack of formal innovation. Although some collections of Instapoems have achieved great success, most Instapoetry is ephemeral, never intended to leave the Instagram platform, and writers are often adolescent or even younger, untaught and not widely read. The sheer volume of Instapoetry, too, is daunting: #poetsofinstagram alone links to nearly nine million poems and poetic images. There is little critical consensus on how to deal with poetrythat relies as much for impact on the language of visual design and hypertext/hashtagging as it does on the actual text of the poem.

This will be the first symposium of its kind devoted to academic
discussion of these writings and what their content, appearance and
functioning in a digital sharing economy can tell us about the current
moment. We welcome proposals on any aspect of #instapoetry, including but certainly not limited to:

  • Precedents to Instapoetry trends, particularly in popular verse or past literary movements
  • Therapy cultures and the therapeutic value of #instapoems
  • Reformulations of race and gender in the #instapoetry feed, particularly given the predominance of young women of colour among prominent Instapoets
  • Poetry in material cultures (e.g. Victorian tapestry, seaside postcards or greetings cards) and its relationship to instapoetry
  • Digital humanities approaches to the #instapoetry archive
  • Analysis of the visual grammar of #instapoems
  • De-professionalisation of poetic labour in the digital economy
  • Global #instapoetry examples and their function in local cultures
  • Tagging culture and poetry sharing

One of our primary aims is to put together the basis for a collection of
academic essays on poetry’s interaction with social media.

We enthusiastically welcome non-traditional and interdisciplinary
approaches. The aim is to open up discussion of this new poetic
phenomenon, and we are hoping to have participation from one or more #poetsofinstagram.

Abstracts should be around 250 words, and should include your name, institutional affiliation, and email address. Please send abstracts to
instapoetryconference@gmail.com by January 30th, 2020.

If you have any questions, please contact JuEunhae at
Jueunhae.Knox@glasgow.ac.uk and/or James via j.mackay@euc.ac.cy.

Fotoğraf.

Yaklaşık 2 -3 sene önceye kadar ben de “Gitmek istiyorum buradan”dediğimi hatırlıyorum ama şimdi artık burayla ailem dışında hiçbir bağım kalmamış olmasına rağmen, “Gitmek istiyor muyum gerçekten de?” diye soruyorum.

Monster’ı seyrederken ve karakterler ile şehirden şehire, ülkeden ülkeye dolaşırken aklıma yeniden gelen birşey bu.

Yurt dışına gezmek için giden arkadaşlarım çok mutlu şekilde, oranın ünlü yapılarının önünde çekildikleri fotoğraflar ile dönüyorlar. Bir gün düşündüm de, o binanın önünde fotoğraf çekilen on binlerce insandan biri olmak beni mutlu edecek mi?

Aynı şey çok önemli bir gösteride, etkinlilte fotoğraf çekilme ile de alakalı. Ağustos ayında katıldığım konferansta Letonyalı hocalardan biri “Konferans afişinin önünde resmimizi çeker misin? Okulumuza kanıt sunmamız gerek de burada sunum yaptığımıza dair” dedi. Çok meşhur bir şarkıcının konserinde veya çok pahallı bir tiyatro gösterisinde fotoğraf çekilmek gibi bu da. Orada olduğunu kanıtlama isteği. Selfie denilen şeyin bir Oscar töreninde doğ(urul)ması.

Gitmek ve gittiğini kanıtlamak. İnsan ister istemez bir parça anı çalmak istiyor bugünden yarına ama maalesef zaman inatla durmuyor. Yol kenarında inatla büyüyen otlar gibi, vücudumuzda sabırla çıkmaya devam eden tüyler gibi. Doğa bizi bırakmıyor ki gidelim, nasıl gidebiliriz sadece ruhumuzu alıp? Öldüğümüz zaman da gidemeyeceğimizi biliyoruz. (Vücudun doğaya bırakılacak ki binbir çeşit böcek sarsın etrafını. Ruhun kim bilir nerede, bilinmez.) Bir kafesin içinde doğanın dediklerini yapıyor, kurallara uyarsak ödüllendirileceğimizi düşünüyoruz.

Fotoğraf çekilmediğin zaman hiç yaşamamış oluyorsun o anı. Zihnine bırakıyorsun, anılar olarak yarı hayal yarı gerçek, bazıları unutulmuş şekilde geçmişte bir yerlere koysun o anları. Bir keresinde Waiting for Godot oyununa gtmiştim, fuarda. Kitabı çok sevmeme rağmen oyuna dair pek birşey hatırlamıyorum nedense. Üzülüyorum bazen hatırlamadığım şeyler için. Ama o anı videoya çekseydim, o zaman da oyunu izleyemeyecektim. Görmek mi kaydetmek mi, birinden birini seçmem gerek ise, ben görmeyi seçiyorum.

Bir fotoğraf çekildik kardeşim, eşi ve ben. Bir mekânda. Bir düğünde. Sonra, çok sonra, düğünün videosunu izlerken, o fotoğrafın çekildiği anı gördük. Sanki yaşadığın hayatı ikinci bir gözün kaydettiğini üçüncü bir gözden görmek gibi. Back to the future filminin, Inception‘ın temelini attığını düşünmek gibi. Uçurtmayı vurmasınlar‘ın bir sahnesinde, “Git bak bakalım nereye gidip kiminle konuşacak” diye mahkumun arkasından gönderilen gardiyanı takip etmek üzere müdürün bir başka gardiyan görevlendirmesi gibi. İzlenmek, kontrol altında olmak.