eşek

Küçükken mahalleden geçen seyyar satıcıların eşyalarını taşımalarına yardım eden eşeklerini hatırlıyorum. Hatta bir seyyar satıcının bir gün eşeğini mahallenin başındaki direğe bağladığını hatırlıyorum. Hayvanın sesini duyup pencereden bakmıştım herhalde. Gözlerini hatırlıyorum, büyük gözleri vardı.

images

esek-sutunun-faydala-873b373089f90fd7bd41

 

Eşeklerle yüklerini taşırmış tacirler eskiden İzmir limanına.
Savaştan önce Rum tacirler.
Solomonidis’in kitabında böyle okuduğumu hatırlıyorum.

Pakistan.

pakistan_cine_esek_satacak_kullanilacagi_alan_ise_1549277844_23.jpg

Eşeği halıya sarıp ormanda ölüme terk ettiler

Türkiye

70483909_620x410.jpg

 

Ve Tanju Okan sahnede

Tanju Okan
(2011)

1. The Shadow of Your Smile 00:00
2. Non Pensare a Me 04:13
3. Roberta 07:13
4. Tamo E T’amero 10:27
5. Quattro Chitarre 13:47
6. Mühür Gözlüm 17:13
7. İzmir’in Kavakları 22:56
8. Pınar Başı Burma Burma 25:31
9. Nem Alacak Felek Benim 27:52
10.Kadınım 31:37
11.Yolculuk 36:22
12.Şerefe 39:52
13.Kızılcıklar Oldu Mu 42:41

◇¤◆

Mühür Gözlüm

Mühür gözlüm seni elden
Sakınırım kıskanırım
Uçan kuştan esen yelden
Sakınırım kıskanırım

Havadaki turnalardan
Su içtiğin kurnalardan
Giyindiğin sırmalardan
Sakınırım kıskanırım

Beşikte yatan kuzundan
Hem oğlundan hem kızından
Seni doğuran anandan
Sakınırım kıskanırım

Al’İzzet’i oncalardan
Elindeki goncalardan
Yerdeki karıncalardan
Sakınırım kıskanırım

Kafka on the shore

The first time I started to read this book, I thought it was just another weird bestseller novel. So it was just a “start”. I read 50 or 60 pages and I left it on my bookshelf. But this summer, I thought that I should give it another chance. I brought it here, to the beach. Just another bestseller novel, to spend some time with my very old friend Sun and the music of the waves..

9780099458326
I like it. Kafka Tamura runs away from his home and his father. Mr Nakata is still searching for the cat, Goma. When I’m still reading about remembering and forgetting (it has become an endless reading for me) and I’m also reading about time, I like Murakami’s characters and the atmosphere in which the characters’ lives go on.

“… Their parallel odysseys are enriched throughout by vivid accomplices and mesmerising dramas. Cats converse with people; fish tumble from the sky; a ghostlike pimp deploys a Hegel-spouting girl of the night; a forest harbours soldiers apparently un-aged since WWII. There is a savage killing, but the identity of both victim and killer is a riddle. …” *

 

deniz ve mehtap sordular seni, neredesin?

Uzun bir aradan sonra yeniden evde olmak çok güzel. Ben gelmeden önce, günler boyunca hiç durmadan yağmur yağdığını söylediler. Uzun zamandır ilk kez bugün güneş varmış. İstanbul’un insanı kahreden eşek şakalarına rağmen, zaman, bedensel güç ve zihinsel efor harcayarak İzmir’deyim. Şehir benim için arkadaşlarımla biraraya geldiğim yer aynı zamanda. İstanbul’un tek başına insanın üzerine çöken kalın bulutları seni kimseyle paylaşmıyor ancak İzmir’de deniz ve güneş, alnından öpüyor.

Dario Moreno sokağı ve tarihi Asansör, yarın.

Yaşar Güvenir

29 Aralık 1929’da güzel İzmir’de doğmuş.

1952 tarihli “Bergama Sevdalıları” ve 1971 yılından “Küçük Sevgilim” isimli filmlerde oyuncu olarak yer almış.

“Çok görmeyin ne olur, bırakın seviyorum”
Beste ve güfte: İbrahim Özoral
Makam: Hicaz

“Yıllarca Sabrettim”
Albüm: Dünden Bugüne Tangolarımız

Sensiz Saadet LP (tüm albüm)
1979
(Albümün sonundaki “Deniz ve Mehtap” yorumu bir başkadır)

Aman Minnuş

İzmir Müziği üzerine akşam söyleşisi, Piriştina Kent Müzesi, 17 Temmuz 2018.

Linet Şaul:

Ladino bizim anneannelerimizin, babaannelerimizin evde konuştukları dildi. Biz çocukken kendi aralarında gizli birşey konuşmak istediklerinde İspanyolca konuşurlardı.

15. yüzyılda İspanya’dan göç eden Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğu’na geldiler. 15. yüzyıl İspanyolcası, Osmanlı toprakları içinde yerleştikleri ülkenin, şehrin, yörenin dili ile bütünleşerek yeni bir dile dönüştü. Türkçe ile İspanyolca’nın çok tanıdık bileşimleri oluştu. Örneğin, Vapur yanaşıyor demiyoruz da vapor yanaşiendo diyoruz.

Kantika’lar ve romans’lar Seferad müziğinin farklı formları. Adio kerida, el pasharo d’ermozura, aman minnush Seferad müziğine örnek verilebilir.

La Mar Enfortuna

Lyrics:

tres davinas en un tiesto, una blanca y una rose
la d’en medio’s colorada, empesijo del amor

aman minush, minush
kusum minush, minush.

a la mar yo me va echar, un pishcado ve’aferar
siete novias vo quitar, yo a ti te va tomar.

aman minush, minush
kusum minush, minush.

a los cielos va souvir, a la siete tabaka
flecha d’oro vo’a echar, ande caye’l mi masal.

aman minush, minush
yavrum minush, minush.

°

English Lyrics:

Three carnations in a basket, one is white and one is pink
The middle one is red, the beginning of my love.

please minush, please minush

I will throw myself into the sea, and catch a fish
from it, i’ll take seven maidens, but i’ll choose only you.

I will climb up to the heavens, to the seventh level
a golden arrow I will shoot, wherever it lands will be my destiny.

Where are you Chris?

Chris was our English teacher in the prep school. Ege University, Izmir (1997-1998).

I have many memories related to him. I remember that he was a really good teacher. He and his friend Andy (two young men nearly 25 years old) were teaching English in our prep school and living in Bornova, near the university. He was vegetarian and he was a thin blond man with blunt hair and blue eyes. Now I’m reading my prep school notebook and I see that he had written a sentence about himself: He studied in Hull.

I remember once my class mates made him a surprise with lahmacun (some kind of traditional Turkish food which has meat inside) and he was really angry (also he became a blond man with completely red cheeks) but he was so good in his job, he didn’t got angry with my childish friends. He told that it was not a good joke and he continued with his lesson.

Many memories 🙂 But unfortunately I don’t remember his surname. I wish I could remember and find him on internet, have a small chat with him. He was a really funny guy (of course with his very beautiful British discipline in teaching).

Here is one of his examples from my prep school notebook:

Where are you Chris?

🙂

Facebook soruyor

Facebook’un dahice sorularına denk gelmişsinizdir. Onları yanıtlamakla uğraşmadım ama onlara bakarken aklıma bir soru geldi. Eğer geçmişe dönüp bir yemeği tekrar yeme şansınız olsaydı, nerede hangi yemeği yerdiniz?

Kendi kendime düşündüm ve cevabım şu oldu:

Eğer geçmişte bir güne dönebilsem ve bir tabak yemeği yeniden yiyecek kadar zamanım olsa, ilkokulun son senesi ila ortaokul arasında bir zamana tekrar dönerdim. Okuldan bir arkadaşımızın babasının cadde üzerinde küçük bir sandviç dükkanı vardı. O dükkanda şu ana dek, hayatım boyunca yediğim en lezzetli ikinci sandviçi (daha doğrusu o zaman gittikçe popülerleşen adıyla ‘hamburgeri’) yediğimi hatırlıyorum. Daha önce hiç hamburger diye birşeyi görmemiş olan benim için, ekmeğin arasındaki malzemelerin bugünküler ile karşılaştırılamayacak kadar doğal ve lezzetli olmasının da ötesinde içine koyduğu domates sosu (ki seneler sonra kızı ‘Babam domates sosunu bile kendisi hazırlardı’ demişti) bir tür mutluluk kaynağı idi.

Şimdi bana öğrencilerim soruyor, ‘Hocam hiç mi canınız McDonalds, Burger King çekmiyor?’ diye. Bir insanın o küçücük dükkanda kendi elleriyle hazırladığı enfes hamburgeri tatmış iken, çöp yemek istemediğimi düşünüyorum. İlginç olan, şimdi onun gibi bir hamburger dükkanının hiç olmaması. Sandviç, etsiz çiğ köfte, kumru, kumpir vb. satan dükkanlar var ama hiç birisi öyle aydınlık, temiz, güleryüzlü ve lezzetli değil. Hamburgerci de değil.

İzmir’de yaz.

İzmir’in rüzgârlı ve bulutlu yaz günlerinden.

Sonsuz nem derimizin üzerinde dolaşıp duruyor.

Unutulmuş, terkedilmiş bir malikanedeki gölgelerden doğan hayaletler gibiyiz, oksijen sadece çok eski pencerelerin kenarlarından sızıyor içeriye damla damla ve biz güneşin veya bulutların altında dolaşırken varlığımızı kanıtlayabilecek kadar katılaşamıyor bedenimiz.

“человек” yazılır, “çilavek” okunur.

Andrey Tarkovski – “Solyaris”

O xronos

O xronos pernaei ki allazoun polla pragmata. Otan hmouna eikosi xronwn kapoia pragmata htan duskola gia mena. Eixa erwthseis sto mualo mou ki enoiwsa kaka otan skeftomoun gia to mellon. Ma twra eimai trianta duo xrwnwn ki ola fainetai kalutera. Den exw erwthseis sto mualo mou pia. Exw apanthseis. Den fobamai ki den psaxnw. Brhka ton eauto mou. Prin na er8oun ta problhmata sxetika me thn ugeia sta saranta h penhnta xrwnwn, eimai kala twra.

🙂

8umamai. Prin 6-7 xronia, posa h8ela na eimai sthn Ellada, sthn A8hna, na zhsw ekei gia kapoies mhnes ki na paw sto 8eatro, sthn opera ki na kanw kapoia alla pragmata sxetika me thn koultoura. Ma twra na paw kapou einai toso duskola ki skeftomai ti 8a kerdisw; 8a eimai mia 3enh sthn ekeinh thn polh. Mporw na milhsw ellhnika, mporw na paw ekei ma … Ekei uparxei akoma mia allh koultoura. Egw milaw ellhnika ma zw sthn Tourkia. Den eimai mia Tourkala ekaton tis ekotan ki den eimai mia Ellhnida ekaton tis ekaton. Eimai 3enh edw ki ekei. Auto to pragma me stenaxwrei. Enas an8wpos me rwtaei “apo pou eisai;” Egw apanthsw “Eimai apo thn Krhth”. Autos me gelaei ki mou rwtaei “Giati les etsi; Den eisai Tourkala;” Den mporei na me katalabei. Ki sthn Ellada sto trapezi mia gunaika opoia den gnorizw kala mou leei “Ta faghta sthn Smurnh einai baru, etsi den einai;” O filos mou leei “Oxi, den einai etsi. Kala faghta einai” Eimai 3ana mia 3enh ekei. Apex8anomai apo auto.

😦

Giati agapaw thn Ellada; h 8alassa nomizw. Mia xwra panw sthn 8alassa. Murizei ki fusaei. Sto kalokairi etsi htan. Den phga sthn Ellada ston xeimona ma etsi einai ki tote nomizw. 8alassa ki kamia fora perpatas san 8a breis thn 8alassa ston telo tou dromou sthn A8hna. Ki kata thn gnwmh mou uparxoun kaloi an8rwpoi pou zoun ekei sthn Ellada. Isws den mporoun na me/mas katalaboun kala ma toulaxistwn den akousa kati kako (sxetika me thn 8rhskeia h e8nikh). Isws auto giati ki egw den lew/den 8a pw kati kako se enan Ellhna/mia Ellhnida gia auto to 8ema. Den 3erw. Alh8eina otan egw milaw ellhnika egw den skeftomai “Auth einai Ellada, Auth einai Tourkia”. Mono milaw opws niw8w. Den 8umamai polles le3eis apo ta ma8hmata ellhnikwn ma pws na to pw; Auth einai mia glwssa opoia egw niw8w oti einai dikh mou – san tourkika. As poume ta agglika den einai etsi. Einai mia allh glwssa. To xrhsimopoiw otan milaw me enan “3eno”, akouw tis eidhseis apo thn Agglia h Amerikh. Ma ta ellhnika htan sto spiti, akoma etsi einai an paw sto spiti ths giagias mou.

“I know you stranger!”

🙂

6 Haziran 2011

Κάθε πρωί…

Soruyorduk insanlar savaştan kaçarken nasıl oluyor da çocuk sahibi oluyorlar diye. Soruyorduk, asla olamaz dediğimiz şeyler vardı. Her acı içimizdeki bütünü kırıp kırıp atıyorken.

Bazen düşünüyorum George Orwell’in “1984”ünün sonunda kadının bakışını, Antonis Samarakis’in “pasaport”unu düşünüyorum. Neden, nasıl bu kadar büyük bu kadar çok acıya rağmen içimdeki (içindeki ?) umut ölmüyor diyorum. İnsanı mahvediyor bu umut, orada olduğunu, bana baktığını bile bile…

Yeniden canlanıyor, yeniden büyüyor, şarkılar söylüyor, söküp atıyorum yılmıyor, çıkıp geliyor gene. Beni deli ediyor. Üzülüyorum, çok üzülüyorum. Avcumda sıktığım şey bitmiyor, durmuyor, yine bana kalıyor.

Yine seviyorum bu şehri, yine seviyorum.

Haris Aleksiu & Dimitra Galani – “Jamaika”

 Κάθε πρωί ποu κίvαγα vα πάω στη δουλειά
φεύγανε σαv πουλιά τα ψαροκάικα
κάθε πρωί σκαρώvαμε μαζί με το Μηvά
ταξίδια μακριvά ως τη Τζαμάικα

Κι αρμεvίζαμε στα πέλαγα αγάπη μοu παλιά
κι ύστερα το βραδάκι μεθυσμεvάκι στα καπηλειά
σ’ έπιvα κοριτσάκι σαv το κρασάκι γοuλιά γοuλιά

Χρόvια στο μεροκάματο κοπίδι και σφυρί
έφτιαξα έvα σκαρί για το χατίρι σοu
σκάλισα στηv πρυμάτσα του γοργόvα θαλασσιά
κι έγιvα μια βραδιά καραβοκύρης σου

Κι αρμεvίζαμε στα πέλαγα αγάπη μοu παλιά
κι ύστερα το βραδάκι μεθυσμεvάκι στα καπηλειά
σ’ έπιvα κοριτσάκι σαv το κρασάκι γοuλιά γοuλιά

 

Anakin’in çevirisi ile şarkı hakkında küçük bir bilgi.

 

Αν πεθάνει μια αγάπη (Eğer bir sevgi ölürse)

Sözleri Manolis Rasulis’e, müziği Hristos Nikolopulos’a ait 1982 tarihli bir Haris Aleksiu şarkısı.

Türkçe sözleri şöyledir:

Şimdi neden ağlıyorsun
daha ne istiyorsun
ikimiz de farkına vardık bunun
ara ve bul
eğil ve gör
hangi güç bizi ayırdı
suçlu sen değilsin
aynı güç bizi biraraya getirmişti
şimdi neden ağlıyorsun

Bir sevgi bittiğinde
hayat da sona ermez
her ne yaşanmışsa yaşanmıştır
fakat (hayat) yeniden canlanır
neden olduğunu bana sorma
acı çekerken bunu hissediyorum
bir yabancı olacağını (ama)
(kalbimin derinliklerinde hâlâ) seni seveceğimi
hadi ağlama

Şimdi ne dersen de
kelimeler cansız
(bu) ayrılık saatinde
binlerce engerek (gibi)
kabahatler
ikimiz de sebep olduk buna
senin kadar ben de suçluyum
yaşadıklarımızın sönüp gitmesinde
ne dersen de

 

 

This song belongs to dark moments. Belongs to teardrops, on the paper.

My grandmother, my grandfather, my uncle.

My home, my beautiful city, my past, my future …

How can I write?

I’m burning my words inside my soul like an old man burning his books secretly in his terrace.

Dear Harula, I can’t leave. So I’m leaving you here. Γεια.

İzmir. Η Σμύρνη. Esmirna.

26 Ağustos 2011 – 18:49
Atina’da Kallithea’da yürürken, sokakların yokuş aşağı kıvrılıp denizle buluşmasını arzuladığım anda; (içinde yaşar iken hakkında epeyi dırdır etmiş olsam da) birden tuhaf şekilde özlediğimi farkettiğim, biricik vatan. Güzel, narin şehir.

3 Kasım 2011 – 22:36
Fena halde canını acıtmak istediğim güzeller güzeli erkek. Fırsat bulsam o harikulade boynunu ellerimle karartır, kendisini bir kaşık suda boğarım.

25 Kasım 2013 – 00:49
İstanbul yönünden otobüsle kendisine dönen insanı (Bornova’ya yaklaşırken bir yerlerde bir tepenin üzerinde) gece binbir ışıkla karşılayan şehir. İstanbul’da bıraktıklarını özler insan, ama izmire döndüğüne de sevinir o ışıkları görünce.
(İZMİR’i hiç bırakmayacağımı o zamanlardan biliyormuşum sanki.)

5 Aralık 2013 – 21:41
Soğuğu, hiçbiryerlere benzemeyerek insanı hasta eder. Konuyu matematiksel olarak düşününce varolmayan soğuktur. Ama aslında vardır. Termostat 15 – 20 dereceyi gösterir güneş vardır, oh ne güzeldir, hiç soğuk değildir. Halbuki öyle değil. Ertesi gün 5 derece rüzgarlıdır geberirsin, önceki günkü havayı düşünüp “hava güzel yeaaa” deyip sabah ince hırkayla çıktığından, o gün de yine aynısı olacak sanırsın ama çok beklersin. İçine işler o soğuk. Sonra 3. gün, “Hava soğudu, kalın giyineyim artık” deyip atkı – yün kazak – eldivene gömülürsün. Bir çıkarsın, azcık yürürsün yağmur indirir. Hadi sıcaklık 20 derece, gene terlersin. Okkalı küfür edersin, “kış günü perişan hale geleceğim, ter kokacağım” diye hayıflanırsın. Yok arkadaş, bu iklim beni delirtecek.

29 Mart 2014 – 18:44
Bizim annneannelerimizin dedelerimizin dilinde nasıl Girit’e özlem varsa, buradan göçmüş Yunanlıların da dilinde özlem, biraz acı, biraz hüzün vardır İzmir’den bahsederken. Yorgo Dalaras’ın bir şarkısı vardır, şöyle der:


İzmir yanıyor anne,
yaşamımız yanıyor
acımız sözcüklere,
üzüntümüz yazıya sığmıyor
İzmir kayboluyor anne,
rüyalarımız kayboluyor

Bu şehri yaşarken çektiği acıları, acı çekip gelmiş veya buradan ayrılmış insanları, bu şehrin yaşadığı güzel, şaşalı seneleri, burada mutlu olmuş, burada sevmiş, burada sevilmiş insanları bilmek, okumak, öğrenmek, anlamak gerek bence. Kıssadan hisse evet, zor bir şehirdir ama sevdiğiniz ve sizi seven insanlar varsa zorluklar umuda dönüşüyor, şehir size istediğinizi, beklediğinizi sunuyor.

Tanju Okan

Çok sıkıntılı günlerde,
farkettim ki,
zihnimin içinde bir yerlerden bir Tanju Okan şarkısı geliyor.

Onun sesini duyunca sanki herşey daha dayanılır oluyor.

“Hasret”

 

Son radyo programımda Tanju Okan’dan şarkılar çalmıştım, hiçbirşeyin söylenemeyeceği günlerdi. Gezi olayları zamanıydı sanırım.

“Kaderim”

“Kordelio (Karşıyaka) ve Smirna (İzmir) adlarının anlamı üzerine”

Bilge Umar
“Kordelio (Karşıyaka) ve Smirna (İzmir) adlarının anlamı üzerine”
ÜÇ İZMİR
Yayın Koordinatörü: Şahin Beygu
Yapı Kredi Yayınları
İstanbul
1992.

Sayın Yapı Kredi Yayınları yöneticileri,

Bu kıymette bir kitabı yeniden basabilmeniz için ne yapmamız lazım?
Kuşe kağıt yerine saman kağıda basın ama yeter ki basın.
Emin olun böyle bir kitabın varlığından haberdar olduktan sonra okumak isteyen çok kişi çıkacaktır.
İlkokul, ortaokul seviyesinde çocuklar için kısa, resimli, güzel bir kitaba bile dönüştürülebilir.

Orhan Pamuk’un son kitabı kadar vitrinlerde yer almayı haketmiyor mu bu kitap sizce?

 

Bilge Umar’ın yazısını şu linkten okuyabilirsiniz:

 

31 Aralık 2015.

Karabasan

Dağın zirvesini kapkara bulutlar meşgul ediyor.
Soğuk, ellerimizi kanatmaya başladı.

Günler günler sonra

Belki de yağan kardır, bu sonsuz sıcağın
günler günler sonra üzerine.

Bazıları bu şehirden nefret ederken
Ben gittikçe daha fazla seviyorum.

Nefes

İnanır mısın, şehrin parıltılı ışıkları aydınlatıyor
geçen bembeyaz bulut kaftanı.

Gökyüzünde, şehirde hiç göremeyeceğin
yüzlerce, belki binlerce harikulade yıldız
Burnunun ucunda, deniz havası
şu tepenin üzerinde, denizden kilometrelerce uzakta
Nefesin bir kar kristali gibi
Elle tutulur gözle görülür beyazlıkta.
Yaşıyor, vuruyor kalbi.

İzmir

31 Aralık gecesi Kadifekale’den nasıl da güzel görünüyorsun.
Buradan seni sevmek nasıl da suç.
Sana aşık olanları işte burada delirtiyorsun.

– benim şarkılarım –

Un aşkı ve İzmir.

Un fabrikasının çatısına konan, sonra havalanan, sonra gene konan ve sonra gene havalanan ve bundan büyük mutluluk duyan kuş sürüsünü görmek isterseniz; bu aralar sizi de İzmir Metro’nun Halkapınar – Hilal duraklarına bekleriz sayın sevgili İzmirliler 🙂

 

Yeterince İzmirli olmadığımı farkediyorum bu aralar. Çevre illeri daha çok sevmeye mi başladım kış mevsiminden ötürü, nedir? İzmir için birşeyler yapmalıyım.  Kimsenin ihtiyaç duymadığı ve kimsenin işine yaramayacak, belki bir ihtimal koskoca İzmir’de yaşı 60 üzeri bir avuç insanın (onlar da duyarlarsa) mutlu olmalarını sağlayacak birkaç şey. Sahip olduğumuz yeteneklerimizin beş para etmez hale geldiği bir devri yaşıyoruz. İstersen Yunanca şakıyan bir bülbüle dönüş mesela, yine de yabancı dilim yok benim dersin bir İşletme profesörü veya bir lise öğrencisi karşısında. Hiçbir anlamı olmayan, paraya çevrilemeyecek yetenekler çöplüğü olduk biz anne. Sadece yetenekler değil, hatırlıyorum annemin bir görgü kuralları kitabı vardı. Saman kağıttan, çocukken üzerine tükenmez kalemle çizdiğim resimler dolayısıyla büyük ihtimalle ben daha 10 yaşıma gelmeden çöpe atılan. Ama o kitabı okuduğumu hatırlıyorum, kimse oku dememişti. İçindeki kara kalem çizimler çok hoşuma gittiğinden resimlere bakarak okumuştum. Bazı yerlerini anlamayıp veya çok ilginç geldiğinden, anneme sorduğumu bile hatırlıyorum. O kitapta yazılı olan kuralları, belki de resimleri çok sevdiğimden hiç unutmadım sonra. Bir tanesi diyordu ki, toplu taşıma araçlarında yemek yemeyiniz. Karnı aç olan, canı çeken, kokuyu duyabailecek veya yemek yediğinizi görebilecek bir insan olabilir. Bir başkası diyordu ki bir binadan içeri girmek için bir bay ve bir bayan yan yana kapının önünde bulunuyorlarsa, bay bayana önce siz buyrun lütfen der ve mümkün ise kapıyı açar. Ve benzeri bir dizi kural. Böyle bir kitabın varolduğunu ve insanların kitaplıklarında okunmuş şekilde varolduğunu düşünsenize. Güzel davranışlar o kadar eskilerde kaldı ve geçmişten getirdiğimiz yüzlerce nazik davranışın, nezaket kurallarının üzeri o kadar kalın bir toprakla örtüldü ki, bazen geçmişteki bedenimi değil ama geçmişteki ruhumu özlüyorum. Sorsalar, bir mucize oldu ve 25 sene önceki İzmir’e geri dönebileceksin ama ya bedenin gençleşecek ya da ruhun, hangisini seçersin? deseler, ruhumun genç hale geri dönmesini tercih ederdim, bedenin değil. Estetik ameliyatlarla, botokslarla uğraşanları bu yüzden anlayamıyorum işte. Demek ki içinde yaşadıkları toplumdan çok memnunlar ruhen ki estetik ameliyatla bedenlerini değiştirmek istiyorlar. Aynaya değil insanların yüzlerine bakarken mutlu olmak asıl mesele halbuki.